• Çarşamba Radyo Televizyon A.Ş.

  • Her Gün Yeni Yerel Haber

Facebook Twitter rss
Cemil Biçer

Aşkın Yaşı Varmıdır..?

       Aşkın Yaşı Varmıdır..?

aşk laf mı..?

hastalık mı..?

, gerçek bir duygu mu..?

'Neden daha çok ergenlikte veya orta yaş krizinde aşkın adı geçiyor..?

'Neden aşık olunca kalp hızla çarpıyor, aşık olanın başı dönüyor..?

'Aşk ve erotizm ayrı mı, aynı mı..?

Uzmanlara göre, aşkın ömrü hem hormon ölçümleri hem de beyin görüntülerine göre 2.5 yıl.

Aşık olunca beyinde 12 merkezin aynı anda çalıştığını öylüyor anlı şanlı bilim "adam"ları, bilim adamları diyorum ,çünkü bu akademik araştırmada hiç bir bilim kadının dahli bulunmuyor.

"Aşk, görsel bir şeyle başlıyor ama görsel bir beğeni insan beyninde sadece saniyenin beşte biri kadar. Beyin, o an bir fotoğraf çekiyor. Bu fotoğraf çekildikten sonra aşka düşme ya da kalp çarpıntısı başlıyor.

Bu durum, toplamda 1,5 saniye sürüyor. Bundan sonra bütün iş beyinde dönüyor. Aşık olunca beyinde hummalı bir faaliyet başlıyor, tam 12 merkez birden çalışıyor. Bu geçici bir delilik çünkü o hummalı faaliyeti göstermeye başlayan merkezlerin birçoğu aslında obsesif-kompulsif hastalarda da çalışıyor.

Dolayısıyla burada bir takıntı başlıyor, akıl tutuluyor, psikiyatrik bir problem, bir delilik hali ortaya çıkıyor. Bu hummalı çalışma sırasında komuta devre dışı bırakılıyor yani akıl mantık tamamen devre dışı kalıyor.

Burada akıl tamamen tutuluyor, her şeyin mantığı kayboluyor, ondan sonra da tüm vücutta hormonal değişiklikler ortaya çıkıyor, kısacası aşk denen mutluluk ve sarhoşluk oluşuyor."

Aşkın oluşmasından sorumlu hormon "dopamin" diyorlar bilim adamları.

"Adam"lar sözcüğünü özellikle kullanıyorum altını kırmızı kalemle çizerek zira bu konuda hiç bir kadın akademisyen "özellikle" görüş belirtmiyor.

olayın birinci derecede faili "Dopamin" hormonu,mutluluk veren bir hormon. Sürekli mutluluk hali, neşe hali ortaya çıkarıyor. Dopamin, kişiyi heyecanlandırıyor.

Bu heyecanlandırmanın arkasında takıntı ve karşıdakine sahip olma, yani o aşka ulaşma çabası başlıyor.

Aşka eğer ulaşılırsa, duygularınız karşılığını bulur da sevdiğiniz insanla beraber olursanız, bu size mutluluk veriyor, dolayısıyla dopamin yine artıyor.

Dopamin arttıkça heyecan artıyor, heyecan arttıkça sahip olmanın mutluluğu da artıyor ve böylece belki de dünyanın en mutlu kısır döngüsüne giriyorsunuz."

Bilim "adam"ları yaptıkları tüm labaratuvar çalışmaları sonucunda aşkın ömrünün hem hormon ölçümleriyle hem beyin görüntülemeleri ile 2,5 yıl olarak sonuca bağlıyorlar.

Olayın en ilginç yanı ise "aşk acısı" dediğimiz bağımlılık yapan sancının aslında sadece ruhsal değil, fizyolojik de olan bir ağrı olduğu savı

Bununla ilgili ilginç bir örnek var. Mutlu evliliği olan kadınlara dışarıdan ağrı verildiğinde, bundan acı duyuyor. Yanına eşini getirip elini tutturduğunuzda, bu acı azalıyor.

Mutsuz evliliklerde eş gelip elini tutsa da eğer insan mutsuzsa o acı seviyesi düşmüyor,

Kısacası dostlar; aşk, içinde sadece mutluluk değil, depresyonu, acısı, deliliği de olan bir psikolojik vaka.

Dünya ölçeğinde saygınlığı olan akademisyenlerin bu tespitlerine karşı çıkmak ,benim hayat görüşümle örtüşmüyor,

Ancak yaşam deneyimlerimden yola çıkarak bilim insanlarının 2,5 yıl ömür biçtikleri "AŞK" olgusunun bende 40 yıl devam etmesini ister istemez sorgulama ihtiyacı hissettim.

Fen bilimleri,laboratuvar koşullarında yapılan deney ve gözlemlerle kesin sonuçlar elde eder ve bu sonuçlar Evrensel doğrular olarak kabul görür.

Ancak, "aşk" gibi öznesi insan olan bir psikolojik durumu hiç bir laboratuvar koşulları içinde sonuca bağlamanın mümkün olmadığını ısrarla savunanlardanım.

Öznesi insan olan ,sosyoloji,psikoloji,tarih,edebiyat ve her türlü toplumsal olaylar laboratuvar koşullarında deneylenemez deneylense bile bilimsel geçerliliği olamaz.

Akademik namusuna güvendiğim anlı şanlı üniversitelerde kürsü sahibi bir bilim insanı dostuma sordum bu olayı.

"Aşkın ömrünün 2,5 yıl olduğu" uluslararası bilim kurultaylarında kabul edilmiş." bunu doğru kabul edersek,benim tamı tamına 40 yıl çektiğim aşk acısını nereye koyacağız...?

Prof,dostum elini omzuma koydu, gözlerini gözüme dikti ve bütün haşmeti ile " azizim bu sonuçlar normal insanlar için geçerlidir, sen SIRA DIŞISIN" dedi.

Önce bunu bir latife olarak algıladım ayıp olmasın diye gülümsemeye çalıştım,ama hocanın " sen bu tasnifte etkisiz elemanısın, hak bildiğin yolda yalnız yürümene devam et" deyip sırtımı pataşlayıp odasına yürümesi beni dumura uğrattı.

Aşk insan biyolojisinin temel taşlarının olmazsa olmazıdır, doğumla başlayıp ölümle sonuçlanır.

60 yaşımdan sonra "AŞK" şiirleri yazmamın başka bir bilimsel açıklaması varsa buyurun Hodri meydan...!

Dostlarım,siz yine de bilim "adam"larının bilimsel tespitlerini doğru olarak kabul edin, ben tüm yaşamım boyunca "sıra dışı" oldum.

Mecellenin temel kuralıdır "sui misal emsal olmaz."

Tüm yazılar